ANASAYFA HAKKIMIZDA ORİJİNAL ÇİZİMLER BASINDAN ATÖLYE İLETİŞİM
Tüm Etkinlikleri Göster »

Bir küçük kasabanın bir küçük "ada"sında dostlar sofrasında ordan burdan sohbet ediyor, sakalaşıp gülüyoruz. Ama ne gülüyoruz... Ansızın dostlardan biri "Elçin bir kızın olsaydı" deyiverdi! Bi sustum! Düşündüm... Kızım yoktu, olabilme olasılığı da yoktu. Bir daha sustum ve düşündüm. Ama ya olsaydı? Nasıl bir kız olurdu? Hayal kurmaya başladım ve daldım gittim...

Aaa işte kızım!


Çok küçük değil, çabucak büyümüş... Tıpkı benim gibi, oğlum gibi, karası fazla! Karası fazla ama kırmızıya, maviye aşık olan bir kız. Kendimi hayallerden alamadım. "Renkleri seven bir kız olsaydı, benim gibi dostlarının dertlerini dinlese, onlarla ağlayıp, onlarla gülmeyi bilseydi" dedim. Herkese gösterip, ayıp demeden parmağımla işaret edip "işte o, işte o kız benim kızım. Canım!" deseydim. Bir kızım olsaydı benim gibi düşünseydi, heyecanları, sevinçleri, dertleri, sırları, içinde saklı hüzünleri olsaydı. Akordeon çalsa, şarkılar söyleseydi. Birlikte kahve içseydik her sabah. Bol bol konuşup dertleşsek, dedikodu yapıp gülseydik. Bana sevgilisini anlatsaydı. Kimi zaman "Ay yoruldum Elçin, bir uzansam şu yaprağın üzerine" deseydi. Bulutlara salıncak kursaydı!

İşte böyle doğdu benim kızım...


İçimde yaşadı önce, sonra tuvallerde büyüdü. Dostlarımın tüm duyguları hüzünleri, neşeleri, renkleri, güzel şarkıları kızımın hayalleri ile birleşti düşlerimde.

Böyle çizildi kızım.


Her tuvalde bir şeyler anlattı. O hepimizin içindeki duygularla yaşayan bir kız oldu.
Biz oldu...

O bizim kızımız oldu.